.G.üLümca.N.'s profileqùĹùώ©àЛ 55 - $àؤôمà Кàﺸ...PhotosBlogLists Tools Help

qùĹùώ©àЛ 55 - $àؤôمà Кàﺸڗễ۳

Né günléré kaldık éy Atatürk..ßaşını örténin şikâyéti yok séndén, ßéyni örtülülérin şikâyéti ßaşörtüdén..

Custom HTML

 

Custom HTML

.G.üLümca.N. 55 ♥

Custom HTML

 

Custom HTML

kitaba ulaşmanın en kolay yolu Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Photo 1 of 13

Custom HTML

 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
More...
May 16

TAŞINDIMM...

 
 
 
EsselamunaLeyküm efendim..
Uzun zamandır güncelleyemediğim bloğuma geri dönüş yaptım inş..
Artık burda yazmaya başladım..
 
"İçimden geldiği gibi" yazıyorum.. Alıntılarım da bana ait yazılarda var..
 
Sözün kısası, artk sizi bu mekana bekliyorum..
Esen kalın..
 
 
 
April 26

Sagopa Kajmer - Muamma (kLip-söz)

 
 
   
 
 
 
Yine Kızarıyor Sigarımın Ucu , Görünmüyor Hayallerimin Ucu Bucu
Haydi Ver Sevinci Hüznü Bir Bebek Gibi Kollarıma
Sular Dök Beni Bekleyen Yollarıma Ben Birazdan Yolcuyum
Yeditepenin Etrafı Miski Anber Rayihası
Yanımda Güzeller Güzelinin Has Salihası
Şu İçimde Yılların Bıraktığı Atıklar
Ve Bana Eşlik Eden Binlerce Ses Var Kısılmasınlar Onlar
Ey Yolcu Dostum Ayakların Rehberindir
Senin Dostun Soğuk Esen Yellerdir Tüm İnsalık Senin Gözünde Eldir
İçecek Suyun Gözlerinden Taşan Seldir,Bu Ödenecek Bedeldir
Gücümün Yettiğince Öcümün Ağarlığınca Sözümün Kuvvetince Çabalarım
Gidilebilecek En Uzun Yollara Kendimi Hazırlarım
Bu Mecazilerden Geçip En Hakikiye Gidelim
Cemali ba kemale seyredelim...


Ulaşılacak Saadete Kaç Kapı Daha Var
Açtım Açtım Kapıları Girdim Bomboş Evlere Vardım
Yardım Lazım Bana,Şansım Yaver, Sanma
Hiç Hoş Değil Gördüklerim Amma,Emin Değilim Herşey Muamma , Muamma...Muamma.. (Sago) (Kaf Kef)
Hiç Hoş Değil Gördüklerim Amma , Muamma ...
Hiç Hoş Değil Gördüklerim Amma



Ortalarında Bir Yerlerdeyim Ömrün Bana Göre
Belki Yarına Varmam Mucize Şu Anın Değeri Varya
Diğerlerinin Değersizliğini Anlatmam angarya,
Zamana Göre Değişir Değişmeyeceğini Sandığın(Kastır)
Oyun Gibi Sanki Hiç Sona Ermeyecek Sandığın
Aynı Ilık Çorbaydı Oysa Ekmeğine Bandığın
Durdukça Soğur Herşey,Soğudukça Ölür Ateş
Kovdukça Varışa Şeytan Vardıkça Kişner Küheylan
Ve Son Baharda Ölmekte Kış Canlanırken
Ve İlk Baharda Terk Etmekte Yaz Efillenirken
Biri Ağlayarak Başlar Hayata Rahmetlen
Biri Veda Eder Gülmeyi Öğrenmeden
Bu Aciz Benzetmelerde Olmasa Bakacak Aynam Olmazdı
Kendini Görebileceğin Başka Bir Yer Varmıydı (Söyle)
İnsan Kadar Kendini Güvenen Bir Aciz Görmedim
İnsan Kadar Nankörünü Bahsettiğiniz Kedilerde Bile Görmedim
Ben Hayatı Terazimde Tarttım Arazimde Güneşe Yüzümü Dönüp Yattım
Oysa Güneşi Bile Söndürdü Üzüntüler
Neyse Boşver Deyip Arkalarına Bakmadan Yürüdüler



Ulaşılacak Saadete Kaç Kapı Daha Var
Açtım Açtım Kapıları Girdim Bomboş Evlere Vardım
Yardım Lazım Bana,Şansım Yaver, Sanma..
Hiç Hoş Değil Gördüklerim Amma,Emin Değilim Herşey Muamma , Muamma , Muamma , Muamma
Hiç Hoş Değil Gördüklerim Amma , Muamma , Muamma
Hiç Hoş Değil Gördüklerim Amma...

(Pesimist Ep 5 Parmak .. )

 

Dipnot :

“Cemâli bâ kemâle seyr idelim”

“Kemal üzere olan Mevlâ’nın Cemâlini (güzelliğini) görmeye seyr edelim.” Yani manevi yürüyüşle yürüyelim,demektir ki, bu yürüyüş, tarikat derslerine hakkıyla çalışmaktan ibarettir.
Cemâl: Allah’ın cemâli,
Bâ kemâl: Kemâl ile,demektir.


April 24

Teşekkürler Saylan Hoca(!)...

 

 Ahşap bir evin penceresinden sarkan ihtiyar bir kadın, bir takım işaretlerle kalabalığa meramını anlatmaya çalışıyor. Yanakları çökmüş; kemikleri sayılabilecek durumda... Teni, çil ve benlerin istilâsı ile harâb, yaşlı ve yorgun yüzüne hayat rengini, gözlerinden dökülen aydınlığa eşlik eden tebessüm veriyor. Evet, Türkan Saylan bu; “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği”nin genelbaşkanı...

  Başında tülbent gibi birşeyler var, ama örtü olarak kullanmamış; eğildiğinde başının orta arka kısmının çıplak olduğu görünüyor. Kemoterapi saçlarını döktüğünden çıplak başına bir aksesuar gibi dolamış, besbelli...

  Saylan, 84 yaşında, uzun zamandan beri de kanserle pençeleşiyor... Sıhhatı, ümid bırakmayacak derecede bozuk; kanser, vücudun hayatî uzuvlarına kadar uzanmış ve karnı su topluyor. Taraftarlarına, “Benim daha yaşamam lâzım!” yollu bir şeyler söylüyor... Elbet de, her insan yaşamak ister... Ama Türkan Hanım’ın yaşama arzusu, yarım bıraktığını düşündüğü iş ve projelerini tamamlama isteğinden kaynaklanıyor. Takdir-e şâyân bir direnç...

  Ölmekten korkmadığını söylüyor... Çünkü, ölmeyi düşünmüyor ve aklına getirmiyormuş... Düşünse ve getirse, korkacak, demek... Korkacak! Zirâ, Saylan, ömrünü din ve dinî olana muhalefetle tüketmiş biri; dine, “dogma” diyen ve “Muhammed” ismine tahammül edemediğini söyleyen de o... Başörtüsü düşmanlığını had safhaya vardırıp bayraklaştıran Saylan’ın âhiret inancı hakkında bilgiye sahib değilim; hayatıyla önümüze döktüğü malzemeye bakılırsa, yok... İnandığı bir şeyler varsa da, kaynağı İslâmiyet değil. Şahit, İslâmiyet’e muhalefetle tükettiği ömrü...

  Türkan Hanım’a, ölüm karşısında direnç sağlayan kaynak: İnançları... İnançları ve yarım kalmış projeleri... “Atatürk İlke ve İnkılâbları” ile çelik bir korse giydirilmiş standart bir hayatın devamını temin etmek... Bu kâbusa taktığı isim: “Çağdaş yaşam”... Dine, “dogma” diye karşı çıkan Saylan, ne olduğu belirsiz gerçek bir dogmanın zebunu: Kemâlizm’in...

  Bu satırların sebeb-i hayatı, son günlerin bu çok tartışılan isminin, yaşlı ve hasta oluşunun arkasında saklanmak istenen şenaatın büyüklüğü. Saylan’ın yaşlı ve hasta oluşu başka, Türkan’ın başörtüsü düşmanlığı ile sembolleşen din ve dinî hayata adâveti başka... Temas ve faaliyetlerinin yer yer Ergenekonculara uzanmış olması, müşterek bir maksatta ittifak etmiş olması, hastalığı sebebiyle müsamaha ve âlicenablık gerektirmez... Emniyet güçlerinin arama sırasında hoyratlıkları söz konusu ise, müsamaha ile bakmam. Hukuk, cezalandırır, eziyet ve işkence etmez... Ceza, suçu temizler; hedefi, suçun kirinden arındırmaktır; ona hizmet etmeli...

  Ergenekon dâvâsının Saylan ve derneğini yoklayan elinin geri çekilmiş olmasını, Ergenekoncular için sebeb-i masûmiyet ve beraat saymak, bu sebeble memleketi gürültüye boğmak, yavuz hırsızın çok bilinen taktiği. Yargı mekanizmasını baskı altına alma teşebbüsü bu kadar sıradanlaşmış olanlar, besbelli ki telaş ve acziyet içindeler... Aksi takdirde, daha müessir olmanın bir yolunu bulurlardı...

  Saylan’ın hasta ve yaşlı yüzünün telkin ettiği merhamet yorganının altına sığınma arayışları, beyhûde gayret... Bu yorgan, küçük ve esassız; Ergenekon cürmünü örtmeye yetmez... Şefkat ve merhametten sesleri kanayan, dudakları titreyen haber spikerlerinin çokluğu da neticeyi değiştirmez. Köşe yazarlarının ağıtları da boşuna...Zirâ, bu saat, geriye dönülecek saat değil; geriye dönmek, boğulmak demektir. Halbuki demokrasi sâhili hiç bu kadar yakın olmamıştı; refah, saâdet ve hürriyet karasına az kaldı...

  Hocaya bir daha dönecek olursak... Saylan’da gıpta ettiğim meziyet: Ölümle pençeleşirken bile, dâvâ ve inancına gösterdiği samimî sadakat... Öldüğünde kendisine hiçbir fayda sağlamayacak bir maksadın tahakkuku için, son nefesine kadar mücadele vermek, yüksek bir haslet... Ömrünü bir abese adayan Saylan, rakibleri için nümune-i imtisâldir. Rakipleri: Müslümanlar... Fânî bir dünya ve fânî bir maksada adanmış bu uzun ömre bakıp, ebedî hayat için gayrete gelmeyen mü’minlere yazıklar olsun!

   Teşekkürler Saylan Hoca, teşekkürler!.. Zirâ, inancımı(z)n istikametinde daha çok ve daha fedâkârca çalışmam(ız) gerektiğini, bir daha asla unutmayacağım(ız) şekilde telkin ettin:

  “Şimdi ölmemeliyim! Henüz yapılacak çok şey var... İslâm’ın aydınlığını cihâna yaymadan; başta, bir asırdır her türlü hak ve hürriyetten mahrum bırakılan, her acıya düçâr ülkemin insanlarını, sonra bütün insanlığı refah ve saâdet içinde görmeden ölmemeliyim... Ölüm ebediyen ertelenemeyeceğine göre de, çok çalışmalıyım; sâniyelere paha biçilmez bir ehemmiyet atfederek...”

 

 

Hüseyin YILMAZ

karakalem.net

 

TeşekkürLer..

April 22

Kompozisyon Sonucum...

 

Kutlu Doğum Haftası sebebiyle kaleme aldığım, konusu "Ailenin Korunmasında Dinin ve Milli Değerlerin Rolü" olan kompozisyon yarışmasında İlçe ikincisi oldum…

16 Nisan’ da Belediya Kültür Salonu'nda yapılan programda ödülümü aldığım haberini ve bu yarışmanın sonucunu sunmak bugün nasip oldu.

Ödülümü İl Müftüsü Mustafa Üskülüplü tarafından almakta beni ayrıca onurlandırdı. Üzerimde emeği geçen başta Okul Müdür Yardımcımız Hasan ULUTÜRK’ e yazımın değerlendirilmesi hususunda yardımcı olan Edebiyat / Dil Anlatım Öğretmenim Hamiyet CİNGÖZ CANGÜR’ e ve jüri üyelerine sonsuz teşekkürler, saygılar, hürmetler 

 

 

 

 

 

Yarışmada birinci olan MNA Anadolu Lisesi öğrencisini ve üçüncü olan okulumuz öğrencilerinden arkadaşım Nuray KARATAŞ’ ı tebrik ediyorum… 

 

 


April 20

Windows Açılmayı Reddediyorsa, Okuyun...

 
Windows'unuz açılmayı bile reddediyorsa işte ilacınız: Microsoft'tan ücretsiz kurtarma-CD'si...
 

" Bu konuda okuyacaklarınız "

 

 

2. İlk adımlar: Önyükleme CD'sini yakmak

3. En iyi çözüm: Sistemi tamir etme

4. Son çıkış yolu: Verileri kurtarmak

5. PC'yi baştan yapılandırma ve sıfırlama

Windows XP artık açılmıyor, önemli dokümanlarınız kayboldu veya sabit diskin ulaşılmayan bir yerinde mi bulunuyor? Eğer bu problemlerle karşı karşıyaysanız Microsoft'un ücretsiz kurtarma-CD'si devreye girebilir. Bu CD'yi ücretsiz olarak indirip anında kullanılabilir hale getirebilirsiniz.

Microsoft, Diagnostic and Recovery Toolset (DaRT) ile aslında kurumsal müşterilerine yöneliyor. Yöneticiler bu set ile firma bilgisayarlarını tekrar hızlandırabiliyor. Fakat önyükleme yapabilen bu CD (bootable) kişisel kullanıcılara da yardımcı olabilir; mesela birden hiçbir şeyin çalışmadığı bir anda. Bir Windows Update sonrası veya yeni bir sürücü kurulumundan sonra bilgisayar hiç açılmıyorsa ya da yanlışlıkla önemli dosyaları sildiyseniz bu CD size yardımcı olacaktır. Eğer tüm kurtarma çabaları boşa çıkarsa araç seti ile önemli dosyalarınızı yedekleyebilir ve sistemi yeniden kurabilirsiniz. CHIP Online dosyalarınıza tekrar nasıl ulaşacağınızı gösterecek.

Download: Microsoft Diagnostic and Recovery Toolset
 
 
Detaylı ve daha fazla bilgi için, CHIP' i ziyaret edin..

GURBET tiyatro gösterisi...

 
 
Bu akşam "Gurbet" tiyatro ekibi Gediz' deydi..
Monotonluktan sıkılmış Gediz halkının çöllerde bir vaha bulmuşcasına akın ettiği tiyatro gösterisi 20.30' da başladı..
 
 
 
İsminden de anlaşılacağı üzere, Gurbet kokan bir gösteriydi..
Ülkesinin hasretiyle yanan, eğitim sevdalısı Fethi' nin gurbette ne denli zorluklar yaşadığını, kendini hizmete nasıl adadığını, vatanı ve milleti için nelerden vazgeçtiğini konu edinen muhteşem bir gösteriydi..
 
Bu gösterinin Fethullah GÜLEN Hocaefendi' nin hayatından bir kesit gibi sunulduğunu söyleyebilirim. Hocaefendi' nin de "gurbet hayatını" da bu şekilde yaşadığını okuyor, görüyor ve biliyoruz..
 
Oyuncu kadrosuyla, ses, ışık, dekor aklınıza gelebilecek ekipmanlarla mükemmel şekilde seyirciyle buluşan
ve buluşturan kadroya sonsuz teşekkürler..
 
 
İlim adına, dava uğruna sevdiklerinden vazgeçenlerden, ilme dair ne varsa bizlere sunmaktan asla bıkmayan, usanmayan hocalarımızdan Rabbim ebeden razı olsun.. (amin..)
 
 
 
__AKSİYON DERGİSİ' NİN GURBET HABERİ__
 
 
Rahatsızlığı nedeniyle ülkesinden uzaklara tedavi olmaya gitmek zorunda kalan, ancak daha gider gitmez, bir takım şer şebekelerinin ortaya koyduğu oyunlar sonucu ülkesine dönüşü engellenen bir eğitim gönüllüsünün (Fethi’nin) memleket ve vatan hasretiyle yanması, gurbeti ve gurbette kalışın verdiği iç ızdırap ile memleketinin dört bir tarafından gelen toprakları koklayışı, o topraklarla vatan hasretini gidermeye çalışması, üzerinde serbestçe dolaşma imkânı bulduğu toprakların kadrini-kıymetini daha iyi anlamasını derinden fark ettiriyor insana.


-Hasret de vuslat da onlar için. Açsınlar sinelerini açabilecekleri kadar, görecekler ki aramızdaki mesafe bir an-ı seyyale içinde kaybolup gidecek.

-Ben onları dünyanın öbür ucundan kucaklıyorum. Allah hasretimizi vuslata çevirsin. Ya Rab! Gurubum tulu olsun! Ya Rab! Gurubumuz tulu olsun Ya Rab! Gurubumuz tulu olsun! Ve hasret tez elden bitsin. Bitsin ey Allah’ım!

 

Yazar: Kerim DERMAN
Yönetmen: Hilali MAHMUTOĞLU
Yardımcı Yönetmen: Hakan TERME
Oyuncular: Mustafa CANKILIÇ, Cengiz DEMİR, Hakan TERME, Kemalettin CAYMAZ, Levent YILDIRIM, Taha Tayfun KORU,  Mehmet ÇİÇEK,   Erkin HALÇE,
Işık : Abdullah Kaan BAŞKIRAN,
Ses: Serdar YAŞARTÜRK
Genel Sanat Yönetmeni: Hilali MAHMUTOĞLU

 
 
April 13

Ailenin Korunmasında Dinin ve Milli Değerlerin Rolü..

 

İNSANI İNSAN YAPAN SAHİP OLDUĞU DEĞERLERDİR

 

 

Aile, Allah’ın emri peygamberin kavliyle kurulan, toplumun temelini oluşturan, huzurun mutluluğun en birinci adresidir. Aile, bulunduğu toplumun, milletin can damarıdır. Toplum da bina misali, güçlü sağlam bir aile yapısıyla temel atılamazsa o toplum enkaz oluşturacak ve yıkıntılarında çokça insan can çekişecektir. Güçlü aile, dini tam anlamıyla yaşayan milli ve manevi değerlerine sahip çıkan bireylerce oluşur. Eğitimin ilk basamağının aile olduğunu, ilköğrenim yuvamızın evimiz olduğunu, ilk öğretmenlerimizin de anne-babalarımız olduğunu ve temel değerler olan din, dil, vatan, millet, bayrak gibi değerlerin öncelikle bu kurumda           öğrenildiğini biliyoruz…

 Aile, biyolojik bünyede bir hücre gibidir. Bedenin sağlamlığı hücrenin sağlıklı olmasıyla gerçekleşir. İşte toplumun sağlam olması da bireylerin sağlıklı olmasıyla mümkündür. Bireylerin sağlıklı olmasının temelinde de bazı değerler vardır ki o değerlere sahip çıkmak, o değerleri yaşatmak şarttır.

Milli ve manevi değerlerimiz…

 

Hiçbir milli, ahlaki ve manevi değer küçümsenmemeli. Tarih, bu değerleri küçümseyip helak olmuş pek çok topluluğun çöküşüne şahitlik etmiştir. Bahsedilen değerlerden biri ve en önemlisi din... Dinin insan yaşamında önemi tartışılamayacak kadar büyüktür. Din, hayattır. Hayatın özüdür. Bu nedenledir ki ailede öğrenilmesi şart bir değerdir.

Aileyi her türlü zarardan koruyan da dindir, İslam’dır. Zinanın büyük günahlardan biri olduğunu bilen insan bu günahı işlemeye meyilli bir varlık dahi olsa onu frenleyen bir din, bir inanç vardır. Bu örnekle denilebilir ki din koruyucudur, gerek insanı, gerek aileyi, gerekse toplumu...

            Günümüz gençlerine gözü ilişen varsa -ki onları görmemek mümkün değil- batının her türlü pisliğini örnek alan, onlar gibi yiyip- içen, onlar gibi giyinen, onlar gibi yaşayan bu özenti gençliğinin neden bu hale geldiği sorusuna cevap vermek zor olmasa gerek. Hiç düşünüldü mü ki gençlik neden bu halde? Cevap basit: Aile!

 

Dinin gereklerini öğretememiş, millî değerlerin bilincini verememiş ailelerin çocuklarını bu halde görmek aslında anormal değil fakat bizim dinimiz İslam, ırkımız Türk’se takkeyi masaya koyup bir şeyleri düşünmek ve farkına varmak gerekiyor. Aile yapısı bozulan bir toplumun yıkılma süreci başlamış demektir. Velhasıl kelam din olmadan, inancımız sağlam olmadan, insanı insan yapan o değerlerden mahrum kalan toplumun yıkılması mutlaktır.

Modernizmin getirdiği tüm olumsuzluklar geleneksel izler taşıyan Müslüman-Türk toplumunu etkilemiş, bu etki aile yapısını bozmuş ve toplumda yavaş yavaş çatırdamalar başlamıştır. Kimine göre sarsıntılar bile meydana geliyor.

             Ebeveynler olarak dinin, maddi ve manevi değerlerin ışığında vatana millete faydalı gençler yetiştirmek farzdır. Toplumun iyiye gitmesi, dünyanın daha yaşanılabilir hale gelmesi için…

 

 

 

 Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle düzenlenen " Ailenin Korunmasında Dinin ve Milli Değerlerin Rolü " konulu kompozisyona yarışmasına katılan yazım..

Yazması bizden, takdir jüriden :)

 

 

 

>G<ÜLÜMCA>N<

 

April 12

Risale-i Nur...

 

Risale-i Nur, bir mektep, bir ekol, bir dârü'l-fünun.. Bir cihan üniversitesi...
Telif dünyasında, hiç bir eser, onun gibi şakirtler yetiştiremedi. Hiç bir eser, onun gibi cihanşümul bir okuyucu kitlesine ulaşamadı. Yedi yaşından yetmiş yaşma kadar her tabaka, her seviyede insanlar var, onun tedris halkasında, marifet sofrasında...


Bu mektebin sürekli okuyucusu var, gönülden sevdalısı var.
Bu mektep edeb öğretiyor, istikamet kulvarını gösteriyor.
Bu mektep ebediyete açılan bir kapı.. Bekayı arayan, ebediyete susayan ruhların teneffüs ettiği bir iklim...
Bu mektep bir muhabbet otağı, bir gönül çerağı, bir fazilet konağı...
Bu mektep fikre istikamet, kalbe inşirah, ruha inbisat, latifelere inkişaf bahşediyor.
Bu mektep baharı yaşatıyor. Bu mektepte okuyanların dünyasında çiçekler var, güzel kokular, tatlı meyveler, tomurcuklanmış goncalar, açılmış güller var.


Bu mektep asrın idrakine sunuyor Kur'anı, irfanı..
Bu mektep bir dava, bir sevda.. Fethediyor kalbleri, dolduruyor gönülleri, enginleştiriyor fıtratları...
Bu mektep bir ışık, bir nur.. Dünyayı aydınlatan bir hidayet meşalesi...
Bu mektep gençliğe bir çıkış, bir yükseliş.. Marifet semalarına bir tırmanış, süfliyattan kopuş, Hakk'a yürüyüş...
Bu mektep bir huzur sokağı.. Bir ümid caddesi.. Bir sükûn mahallesi.. Bir irfan şehri.. Beşeri kendine celbeden bir itminan ülkesi.. Ve bir vahdet dünyası...


Bu mektep ilm-i simya; bakırları altına kalbediyor.
Bu mektepte "kainat kitabı" okutulur; bakış derinliği, marifet zevki verilir, hizmet aşkı tutuşturulur. Bu mektebin şakirtleri kan kusmaz, kin üretmez. Onlar "muhabbet fedaileri", "hakikat havarileri".. Dünyanın bir ucundan bir ucuna kalbleri fethe çıkıyorlar.
Bu mektepte iman hakikatlarmm ince ve derin manaları bestelenir. Ritmi tatlı, sadâsı yüksektir bu bestenin.. Nağmeleri dünyanın en ücra köşelerinde duyulur, dinlenir.


Bu mektep iki kanatlıdır, çift kapılıdır. İçinde hem dünya imar edilir, hem ukba.. Onun kolları hem dünyayı, hem de ahireti kucaklar. İstikametli, dürüst, adaletli ve sevgi eksenli bir dünya.. Ve orada sonsuz bir hayatın inşasına çalışılır.
Bu mektep bir denge, bir ayar merkezi.. Herkes kametini görür, boyunu ölçer. Orada ruhun cesede, kalbin nefse, aklın mideye hakimiyeti tartılır.
Bu mektep bir sorumluluk merkezi.. Bir muhasebe-murakabe dershanesi.. Orada hayat sorgulanır; hisler, hevesler, zevkler, arzular sorgulanır. Bu mektepte verilen dersler, insanları derin bir iç muhasebeye götürür. İnsanın mahiyet ve hakikatini, şuur ve sorumluluğunun mana ve derinliğini öğretir. İnsaniyetin, zamanın ve nefesin kıymetini talim ettirir.


Bu mektep bir derya.. Dışı sakin ve sessiz.. İçi engin, derin ve zengin.. Binlerce bilinmeyen, görünmeyen, tanınmayan yunuslar kulaç atıyor bu deryada.. Bekayı soluklayan, ebediyete yelken açan binlerce isimsiz, namsız, nişansız leventler var bu deryada...
Bu mektep bir "şifa hastahanesi".. Kur'an'm eczahanesinde yapılan ilaçlar ile şifa dağıtıyor. Yıkılmışlar, çözülmüşler, dökülmüşler bu eczahane-ye koşuyor. Bir dayanak, bir sığmak, bir barınak bu eczahane... Hz. İsa(a.s) nefesi gibi, hayat veriyor, ölüleri diriltiyor.
Bu mektep, bir talim ve tedris okulu.. Dünya çapında yaygın, hür ve açık.. Öğretir ve eğitir, hakiki muhatablar yetiştirir. Sadece "kal" değil, "hâl" dili de öğretilir orada.. Ruhlara iman hakikatleri, kalblere ibadet ciddiyeti nakş edilir. Fıtratlar ihlas vadisinde eritilir, damıtılır.
Bu mektep bir dârü'l-fünun.. İçinde pek çok mektepleri barındıran bir dünya üniversitesi.. Kafa kesen, kelle uçuran cellatları yok.. Hırsızları himaye eden, çulsuzlara paye ve siliklere ulufe dağıtan, rejim softalarına ve göbekten bağlı loca müntesiplerine kaftan giydiren kurumları yok.
Debdebe ve saltanatı olmayan; öksüzlerin, yöksüzlerin üniversitesi..
O, bir cihan üniversitesi...

Herkese kapıları açık.. Yasaklarla örülmüş bir zindan değil, hakikate, sevgiye ve birlikte paylaşmaya götüren

bir bostan-ı cinan (cennet bahçesi)...

 

 

Prof. Dr. Şener DİLEK abinin NUR MEKTEBİ isimli kitabından alıntı yapılmıştur...

Mevlana' da Nefis Eğitimi 1

 

Mevlana'da Nefis Eğitimi

 

İnsanın yanlışa düşmemesi için, nefsini kötü niyet, garaz, ihtiraslar gibi kötü duygulardan arındırması gerekir. Mevlânâ"ya göre, insanın hata ve günahtan korunması için temyiz hassasını her türlü garazdan temizlemesi ve (bunu yapmaya çalışırken de) dinden yardım araması lâzımdır".1

Bir insan nefsini eğitmedikçe bakışı/görüşü düzgün olmaz; görüşü düzgün olmayınca da tespiti ve değerlendirmesi, kısaca sözleri doğru olmaz. "Bir kimsenin eğer içindeki nazarı (görüşü) eğriyse hiç şüphe yok ki onun cevabı da eğri olur. Çünkü doğru cevap vermek için kendine hakim olamaz. Meselâ bir insan kekeme olunca, ne kadar doğru konuşmak istese yine konuşamaz. Kuyumcunun altını mihenk taşına vurması altına yöneltilen bir sorudur ve altın da, "Ben buyum, halisim, yahut katışığım!" diye cevap verir".2

Yanlışlara düşmemek için nefsi eğitmek gerektiği ortadadır; nefsi eğitmenin en önemli yolu da onunla mücadele etmektir. Bu hususta Mevlânâ, şu çağrıda bulunur:

Bir yürüyüş edelim de kırıp dökelim;

Şu kara yüzlü, şu kötü huylu nefsi, yok edelim gitsin!.3

Fakat bu mücâdele kolay değildir. Zira "Put kırmak kolaydır, fakat nefsi (eğitmeyi) kolay görmek cahilliktir."4 Bunun için Mevlânâ, ileride geleceği gibi, sağlam bir irade öngörür.
Nefsin hevâ ve heveslerini kır, onlardan vazgeç. Vazgeç ama önceden de kendinle bir şart koş da ahdinden dönmemeye uğraş, yoksa hastalık kalakalır sende; iyileşme imkânının da yok olur gider.5

"Vücudumuzda binlerce kurt, binlerce domuz... Temiz, pis, güzel, çirkin binlerce sıfat var"6 diyen Mevlânâ, insanda hangi huy galipse o huyun sûretine göre haşredileceğini belirtip, sözlerine devamla, insanın eğitilebilen bir varlık olduğunu şöyle dile getirmektedir.

İnsanda bir an olur kurtluk zuhur eder, bir an olur ay gibi Yusuf yüzlü bir güzel hâline gelir.

İyiliklerle kinlerle gizli bir yolda gönüllerden gönüllere gidip durmaktadır.
Hatta insandan, öküz ve eşek bile bilgi sahibi olur, akıllanır, hüner elde eder.

Serkeş at, rahvan bir hâle gelir, alışır. Ayı oynar, keçi de selâm verir.

Köpeğe insanın huyu geçer, nihayet çoban olur, av avlar yahut sürüyü korur.

Ashab-ı Kehf"in köpeğine öyle bir huy sirayet etti ki sonunda Allah"ı aramaya koyuldu.8

Nefse uymanın tehlikelerinden ve mücadele ederek onu eğitmenin imkân ve gerekliliğini Mevlânâ"ya göre, kısaca belirttikten sonra şimdi de nefsi eğitmenin yollarına geçebiliriz:

 

1. Nefse Uymama

Nefsi eğitmek için onun arzu ve isteklerine uymamak gerekir. Bu, nefsi eğitmenin ve onun kötülüğünden korunmanın en kestirme yoludur. Nefsi, (insanı kötülüklere karşı ayartan ve teşvik eden) şeytana benzeten Mevlânâ, yanlış yapmamak, günaha girmemek için nefse uymama üzerinde önemle durur. Ona göre, nefse uymama, heveslerden vazgeçme, her zoru açar.9

Nefse uymama, şehvet ve lezzetlere karşı direnmeyi gerektirir. Mevlânâ, nefsi eğitmede sağlam bir yol olan bu konuda şu tavsiyelerde bulunur:

Ey karnına haris olan, böylece yücel. Bunun yolu, ancak yiyeceğini değiştirmendir.

Ey kalp hastası, ilâca sarıl. Bütün tedbir, mizacı değiştirmenden ibarettir.10

Nasihatımı dinle: Ten, kuvvetli bir bağdır. Yeni istiyorsan eskiden soyun!

Dudağını yum, altın dolu avucunu aç. Ten nekesliğini bırak, cömertliği ele al.

Cömertlik, şehvetleri, lezzetleri terk etmedir. Şehvet yüzünden düşen kalmamıştır.

Bu heva ve hevesi bırakma, sapasağlam bir iptir. Bu dal, canı göğe çeker...11

Hasetçi kişilerden çok çeken Mevlânâ, eserlerinde, nefsi eğitmede, iradeyi sağlamlaştırmada haset duygusunu yenmenin önemli rol oynadığını söyler.12

Yusuflar, kardeşlerinin hilesi yüzünden kuyuya düşmüşlerdir. Çünkü o kardeşler, hasetlerinden Yusuf"u kurtlara verip dururlar.

Hasetten Mısır Yusuf"unun başına neler geldi? Bu haset, pusuya yatmış büyük bir kurttur.

Hülâsa halim Yakup, Yusuf"a bir şey yapmasın diye bu kurttan daima korkar... 13

 

2. Çocukluktan Kurtulma

Bu tabirle Mevlânâ, bir oyun ve eğlence (laib ve lehv)14 den ibaret olan dünyadan kurtulmayı kasteder. O, nefsin yersiz isteklerine karşı mücadele vererek onun kötülüğünden korunmak için çocukluktan kurtulmayı önerir. Çocukluktan kurtulup baliğ olmak, aşırı istek ve arzulardan sıyrılıp Allah"a yönelmekle mümkündür. O, devamla şöyle der:

Allah, "Dünya kuru bir istek, faydasız bir oyuncaktan ibarettir, siz de çocuklarsınız" dedi. Allah doğru buyurur. Oyuncağı terk etmedikçe çocuksun. Ruh arınmadıkça nasıl temiz olabilirsiniz?15

 

3. Zecrî(sert, zorlayıcı) Tedbirler Alma

Nefsi eğitmede zecrî tedbirler almak ve ona her istediğini yaptırmamak önemli bir yoldur. Bu konuda Mevlânâ şöyle demektedir:

Nefis, tıpkı sofistaiyye gibi kararsızdır, şüphecidir, hile ve aldatmadan yanadır.

Bunun için de o, hakîkati iknâ yoluyla değil de şiddet yoluyla (kötekle) anlar.16

 

4. Nefsi Öldürme

Nefsi eğitmenin önemli bir yolu, onun arzu ve isteklerini dizginlemek veya kontrol altında tutmak, tasavvuftaki deyimiyle, bu arzu ve istekleri öldürmektedir. Bu, nefsi eğitmede en kökten tedbir olarak görülmektedir. Buradaki öldürmeyi, geniş anlamıyla, "eğitme" olarak da alabiliriz. Mevlânâ, konuyla ilgili olarak şu örneği vermektedir.

Birisi, kızgınlıkla anasını hançerleyerek, döverek öldürdü.

Biri, ona "Huyunun kötülüğü yüzünden ana hakkını gözetmedin.

Çirkin herif, ananı neden öldürdün! Niye söylemiyorsun, o sana ne yaptı ki?" dedi.

Adam, "Çok ayıp bir iş işledi, ben de onu öldürdüm. Ayıbını toprak örtsün" diye cevap verdi.

Kınayan "Be adam, ananı öldüreceğine o kişiyi öldürseydin" deyince dedi ki: "Her gün başka birisini mi öldüreyim?

Onu öldürdüm, halkın kanına girmekten kurtuldum; halkın boğazını keseceğime onu boğazladım, bu daha iyi!"

O kötü huylu ana, fesadı her tarafa zâhir olan nefsindir.

Her an onun için bir azize kastedip duruyorsun; kendine gel, onu öldür!.17

Bu arada akla şu soru gelmektedir. Nefis neden öldürülmelidir? Bunun cevabını şu beyitlerde görmekteyiz:

Onun yüzünden bu güzel dünya sana dar geliyor. Onun yüzünden Allah ile de savaşıyorsun, halkla da.

Nefsini öldürürsen özür serdetmeden kurtulursun, ülkede hiçbir düşmanın olmaz.18

 

5. İradeyi Sağlamlaştırma

İnsanın, yanlışlara karşı koymasında, nefsin kötü arzularını frenlemesinde sağlam iradeye sahip olup, onu doğrudan/iyiden yana kullanması ve bu noktada kararlılık göstermesi oldukça önemlidir. Mevlânâ, insanın uyanık gönlünü bir muma benzetir ve binlerce âfeti taşıyan havaya (şiddetli rüzgâr ve tehlikelere) karşı onu eteğinin altında (sağlam bir irade ile) iyi korumasını ister.19

Nefsi, kişiyi yanlışlara çeker ve bazen o, doğru ile yanlış arasında kararsız da kalabilir. Bu gibi durumlarda insanın, kendisini yoldan çıkaran tabiatını dinlemeyip20 iyiden, doğrudan, haktan yana tercihlerde bulunması gerekir.

Ümitsizlik diyarına gitme, ümitler var. Karanlığa varma, güneşler var.

Gönül seni, gönül ehlinin diyarına; ten, seni su ve çamur hapsine çeker.21

Kişinin, doğru olanı kabul etmeye, iyiyi almaya kendisini zorlaması, yanlışlara karşı onu büyük ölçüde koruyacaktır. Kendisini bu şekilde yönlendirmeyen, iradesini bu şekilde kullanmayan ise, şu örnekte görüldüğü gibi, yanlışlar içerisinde kalmaya mahkum olacaktır. "... İçerden bir kabul ve tasdik eden olmadıkça, bin söz söylesen de faydası olmaz. Meselâ bir ağacın kökünden içten gelme bir nemlilik, canlılık olmasa, sen ona bin selin suyunu döksen, yine faydasızdır... Bütün âlemi nur kaplamış olsa, gözde bir nur olmadıkça, hiçbir zaman o nuru göremez..."22

 

6. Sabırlı Olma

Nefsin ayartıcılığına kanmamak için onu eğitirken sabırlı olma oldukça önemlidir. Mevlânâ, "...Bu yolda sabır lâzım, çekilecek mihnetlere tahammül gerek"23 demektedir. Zira sabır devâdır, genişliğin anahtarıdır ve kişiyi maksadına çabuk ulaştıran bir erdemdir.24

"Her zahmette, her meşakkatte kızar, kinlenirsen cilâlanmadan nasıl ayna olacaksın?"25 beytiyle Mevlânâ, doğruya, iyiye ve güzele yönelip onda karar kılmak ve olgunlaşmak için sabır göstermek gerektiğini vurgulamaktadır.

"Feraset sahiplerinin iştahları sabradır, onlar sabretmek isterler"26 sözüyle Mevlânâ, nefsin aceleci ve geçici taleplerine aldırmadan, ileriyi görmeye çalışanların sabırlı olduklarını ve kısa vadeli olmasa bile uzun vadede onların kazançlı çıkacaklarını belirtmektedir.

Nefsin isteklerine uymayarak anlayışlı, hoşgörülü ve yumuşak başlı olmak (ki bunların temelinde sabır yatmaktadır), insanı anlayışsız, katı ve dik başlı olmaktan daha çok başarıya ulaştırır.

İlim kılıcı, demir kılıçtan daha keskin, hatta yüzlerce ordudan daha galip, daha üstündür.27

Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret, doğrusunu Allah daha iyi bilir.28

Nefsin baskısından kurtularak "Sabreden göklerin üstüne yükselir"29 sözüyle Mevlânâ, sabredenin kazançlı çıkacağını ve yüceliklere ulaşacağını, bunun aksine, nefsine uyanın ise aşağıların aşağısına düşeceğini anlatmak ister.

 

Mevlana' da Nefis Eğitimi 2

7. Benlikten Kurtulma

Nefsi eğitmede bir önemli tedbir de kişinin hep kendisini ön plânda tutma sevdasından, gururunu öne çıkarma gayretinden uzak durmasıdır. Mevlânâ, insanın kendisine olduğundan fazla güvenerek Allah"ı devre dışı tutmasını;30 bilginlerin, kendilerini göstermek gâyesiyle, gereksiz ayrıntılara dalmalarını, kendilerini tanıma hususunda gayret göstermemelerini ve benlik sevdasına kapılmalarını31 yanlış görür. O, insanların kendi parmaklarını yalamalarını, çıbanlarını, kellerini yani yanlışlarını ve ayıplarını normal görüp başkalarınkini ise oldukça anormal görmelerini32 hiç hoş karşılamaz.

Mevlânâ, bir rubâisinde, benlikten kurtulmayı ve uygun olanı yapmayı tavsiye etmektedir. "Benlikten geçersen yüzlerce rahmet görürsün, kendine gelince de binlerce zahmet çekersin. Hep Firavun gibi sakalını tarayıp durma. Bir şey taramak istiyorsan bıyığına yaraşacak bir tarak bulmaya bak."33

"Kendini hiçe saymazsan hiçlikten kurtulamazsın"34 diyen Mevlânâ, kişinin nefsine uyarak benlik sevdasına kapılmamasının önemini ve bunun getireceği faydaları şöyle dile getirir:
Kim benliğinden kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir.
Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir.35

 

8. Öz Eleştiride Bulunma

Nefsi eğiterek yanlışlara karşı korunmada belki de en önemli husus, kişinin kendisine eğilmesi, eksiklerini görmeye çalışması; aşırılığa, haksızlığa düşüp düşmediği konusunda nefsini sorgulamasıdır. Böyle davranmak yanlış şeyleri terk edip doğru, iyi ve güzel şeyleri edinmede kişiyi kazançlı çıkaracaktır. İnsanın önce kendini kendisine açması ve kendisini dinlemesi gerekmektedir.

Sırrını kötülerden gizlemen şaşılacak bir şey değil; şaşılacak şey kendinden de saklaman, kendinden de gizlemendir.36

İnsanın, başkalarının yanlışına–günahına bakıp üzülmeden önce kendi haline bakıp üzülmesi gerekmektedir.

Ey başkalarına ağlayan göz, gel, bir müddetçik otur da kendine ağla.37

Afsunlarla gönüller alalım deriz ama çukura düştüğümüzü görmeyiz.

Be hey kaltaban, çukura düşmüşsün, kuyudasın sen. Başkalarını bırak, kendine bak!.38

Kişinin, önce kendi ayıbını veya kusurunu görerek nefsini terbiye etmesi gerekmektedir:

- Arkadaşın, senin hakkında, "hırsızdır, doğru adam değildir, münasebetsiz hareketlerde bulunur, ahlâksızdır, lânettir, şöyledir, böyledir demektedir.

- O daima doğru söyler. Onun gibi doğru sözlü adam görmedim.

Doğru söyleme, yaratılışında vardır. Ne dese, aslı yok diyemem; kusuru üstüme alırım doğrusu.
Padişahım, olabilir ki o bende bazı ayıplar görmüştür de, ben onları kendimde görememişimdir.

Herkes, önce kendi kusurunu görseydi, hâlini ıslah etmekten gaflet eder miydi?

Halk kendisinden gafildir babam, gafil. Onun için birbirlerinin kusurunu görürler.

Ben kendi yüzümü göremem de senin yüzünü görürüm; sen de benim yüzümü görürsün.

Kendi yüzünü görmeye muktedir olanın nuru, halkın nurundan artıktır.

O ölse bile nuru bakidir. Çünkü görüşü, Allah görüşüdür.39

Bu beyitlerde de görüldüğü gibi Mevlânâ, halkın ayıbını inceden inceye görüp, bir bir eleştirip de kendi ayıbını zerre kadar görmeyeni ve kendisini eleştirmeyeni şiddetle kınar.40

Nefsi, ten evinde nazlı nazlı beslenmede; kendi başkalarına kin güdüp elini ısırmakta!41

A hayrı, şerri bilmeyen, sen kendini sına, başkasını değil!

Kendini sınadın mı, başkalarını sınamadan vazgeçersin.42

A gönül, aynada kendini eğri-büğrü gördün mü, mutlaka bu eğrilik sendedir, aynada değil; önce kendini doğrult.43

Yukarıda da değinildiği gibi, önce kişinin kendisine eğilmesi, kendi nefsini eleştirip, hata ve kusurlarından ayıklanması gerekir. Kişi kendisini doğrultunca bir çok şeyler düzelecektir.

Hükümdar, başındaki tacı eliyle düzelttikçe taç eğrilmekteydi yiğidim!

Tam sekiz kere doğrulttu, sekiz kere eğrildi... Dedi ki: Ey taç, bu ne bu? Eğrilme artık!

Taç dedi ki: Beni yüz kere doğrultsan, yine eğrilirim. Çünkü inanılır kişi, sen eğrilmedesin!.44

 

9. Manevî Güç Kazanma

Nefsi eğitmek, onun şerrinden emin olmak, gerçekleri görmek ve Allah sırlarına ermek için Mevlânâ"nın felsefesine göre, mânâ kapısına da başvurmak gerekmektedir:

Allah ve Hak erlerinin inâyetleri olmazsa... Melek bile olsa defteri kapkaradır.45

Mevlânâ, manevî gücün ve İlâhî inâyetin bu konuda oynadığı rolü şöyle açıklar:
Firavun"un aklı, padişahların aklından üstündü ama, Allah hükmü onu akılsız ve kör etmişti!

Bir adamın can gözünü, can kulağını Allah kapattı mı o adam Eflâtun olsa hayvanlaşır!.46

Kim Allah"dan tevfika mazhar olursa o âleme yol bulmuş, dünya işinden çıkmıştır.47

Sen istersen onu gönül vahyi farzet; gönül zaten onun nazargâhıdır. Gönül ona agâh olunca nasıl hata eder?

Ey mü"min, sen, Allah nuru ile bakar, görürsün; hatadan, yanılmadan eminsin.48

Nefse hakim olma konusunda manevî güç kazanmak için Allah"a yönelme ve O"ndan yardım dilemek gerekmektedir. Allah"a yönelen kişi, O"nun koruması altına girer, kuvvet bulur, emniyette kalır; ona güç şeyler kolay gelir. Mevlânâ, şu mektup ifadesinde gördüğümüz gibi, işin sonunda Allah"a yönelmeyi, O"na güvenmeyi ve O"ndan yardım dilemeyi talep eder. "Allah, ona da, bize de, isteklerimiz neyle gerçekleşecekse, işlerimiz neyle düzene girecekse, onu ilham etsin!"49

Kim Allah"tan tevfike mazhar olursa o âleme yol bulmuş, dünya işinden çıkmıştır.50

Manevî gücü elde etmek için mânâ kapısını dövmenin gerektiğini51 belirten Mevlânâ, nefsin aldatıcılığından kurtulmak için, Allah"a şu yalvarışta bulunur:

Ey bize güç şeyleri kolaylaştıran Allah! Bizi abes ve boş şeylerden kurtar.

Biz rızık diye gördük, halbuki imtihanmış. Bize her şeyi, olduğu gibi göster.52

 

Sonuç

Mevlânâ"nın, nefsi eğitme üzerinde önemle durması, ağırlıkla, onun sûfî karakterli bir düşünür oluşuna bağlanabilir.

İnsan bir çok yanlışlıklarla yüz yüzedir. Genelde o, nerelerde ve neden dolayı ve ne tip yanlışlar yaptığını kaba taslak kestirir. Fakat asıl önemli olan, bu yanlışlarını terk etmesidir. Bunları terk etmede nefse hakim olmak oldukça önemlidir. Bunu başarmak için de yapılacak ilk iş, nefsi tanımaya çalışarak, onu eğitmektir.

Nefsi eğitmenin en kestirme yolu, şehvet ve lezzetlere karşı direnerek nefsin zebunu olmamadır. Onu eğitmek için, çok sevdiği oyun ve eğlence (dünya) ye de fazla dalmamak gerekmektedir. Nefsin şerri karşısında alınacak olan en köklü tedbir, onu “öldürmek" olacaktır.

Nefsi eğitmede başarılı olmak için iradeyi sağlamlaştırma en etkili ve kapsamlı bir iştir. Hatta sabırlı olma, nefsi öldürmede, çocukluktan kurtulma, özeleştiride bulunma, benlikten sıyrılma, temelde, iradeyi sağlamlaştırmanın tabiî sonuçları olarak görülebilir.

 

Doç. Dr. İbrahim EROĞLU

 

Custom HTML